Eğer az önce ki yazıyı ekrandan silmeseydi, daha çok sonraları pişman olup duracaktım, samimi bile olsa da, samimiyet adına ne gerçekleri öldürüyoruz ve ne kalpler kırıyoruz.
Bu kez samimi olmaktan kaçarak havadan, sudan bahsetmeyi yeğliyorum. Havalar çok sıcak, Hayatım oldukça düzensiz, Kaçta yatıyorum ve kaçta uyuyabiliyorum bilmiyorum. Evin iki tarafı mezarlığa bakıyor ve kapıdan çıkar çıkmaz ilk onlarla selamlaşıyorum.
Toprak ve beyaz mermer, yanıbaşım da, ölümün sessizliği….Geceleri öylesine sessiz oluyor ki. Ölmüş gibi yapıyorum. Şam’ da her gece ölüyorum.
Karanlığa gömüyorum bedenimi… Sessizce terk ediyorum dünyanızı…
Beni etkileyen üç yer görüyorum.
Üç kere tekrar ediyorum “buraya çok uzak” , “bana çok uzak, “ ben ne kadar uzağım”
Dostluğa, aşka ve gerçeğe.
Her gün emaneti gezdirdiğim sokaklar kandırmıyor beni, Beşiktaşlı Yahya Efendinin huzuruna gitmek kadar huzur vermiyor hiçbir şey.
İstanbul gibi kokmuyor şehirler.
Dostluk, olmadığına inandığım bir kavram, (durduğum yerde)
Kurallı arkadaşlıklardan ve soytarı gülüşlerden, maskelerle örülmüş duvarlardan…
Sığındığım sadece bir yer var.
Bu günlerde, bu haftalarda ben bile bilmiyorum, uçurtma ne halde...
Ve zaman kara delik misali her an geçmiş olacak anımı koparıp alıyor benden daha hiçbir şey yapamadan.
Yürüyorum,
İzliyorsun,
Gitmenin en güzel yanını sende, bende çok iyi biliyoruz.
1 kişi demiş ki!:
çok tanıdık cümleler okudum. iki yılımı geçirdiğim medine'yi hatırlattı bana.
Yorum Gönder