Bir senenin daha sonuna gelmiş bulunmaktayız.
BENCE:
En marifetli: Arkadaşım Esra
En başarılı: Mahsun kırmızıgül
En cesur: Irak'lı gazeteci
En sessiz: Youtube
En çok ses getiren : Dağdaki çoban.
En çok imrendiğim: Saim Orhan
En çok merak edilen : Cern çarpışma
En iğrenç : Recep İvedik.
En çok acı yaşatan: Savaşlar,
En ünlü telefon: Önder Sav'ın telefonu
En pis zam : Doğalgaza gelen zam
En memnun kaldığım program : iTunes
En çok uzayan ama bir yere gelemeyen muhabbet: Ergenekon
En popüler hayvan: Kene
En meşhur virüs : Truva (ben de nasiplendim)
En çok yediğimiz: Makarna
En güzel yer: Ş.K. Merkezi
30 Aralık 2008 Salı
29 Aralık 2008 Pazartesi
Susam sokağı

Okuldan gelir gelmez çantayı fırlattığım gibi, görüntü kalitesi düşük tv' den susam sokağını izlemeye koşardım. Ayyy doyamazdık tadına. tabi o zamanlar bir bu vardı. Sonraki gün de olanları anlatır, yorum yapardık.Kırpık, minik kuş, ediyle büdü, karpuz, kurabiye canavarı.. onlar benim bir zamanlar popüler karakterlerimdi. Şimdi bakıyorum da tiplerine hepsi çok korkunç, karşıma çıksalar korkarım. O zamanlar sevimli gelirdi. Hey gidi günler.
Etiketler:
susam sokağı
Hangisi daha acı?
Bİr sağlık sitaesinde anket yapmışlar.
Sizce en kötüsü hangisidir? (En çok hangisi canınızı yakar manasında)
a)Böbrek ağrısı
b)Baş ağrısı
c)Diş ağrısı
d)Kalp ağrısı
e)Boğaz ağrısı
Yüzdeliğin büyük bir bölümü diş ağrısı, baş ağrısı, böbrek ağrısı demiş.
Hiç kimse kalp ağrısını seçmemiş. Hepsi yalan söylüyor olmalı, gerçekten kalp ağrısı çekmemiş olabilirler mi? Oysa en büyük acıdır o. Ne ilacı vardır ne de reçetesi. Bir yanarsınız, bir donarsınız. En kötüsü kalp ağrısıdır. Diğerleri gelir geçer en fazla bir kaç hafta.
Kalp hasta olunca bütün beden hasta olur.(bakınız: Hasta kalpler)
Kuran' da kaç yerde geçmektedir. Asıl hastalık işte budur. (eklenti yapılacak, ama şimdi değil)
Sizce en kötüsü hangisidir? (En çok hangisi canınızı yakar manasında)
a)Böbrek ağrısı
b)Baş ağrısı
c)Diş ağrısı
d)Kalp ağrısı
e)Boğaz ağrısı
Yüzdeliğin büyük bir bölümü diş ağrısı, baş ağrısı, böbrek ağrısı demiş.
Hiç kimse kalp ağrısını seçmemiş. Hepsi yalan söylüyor olmalı, gerçekten kalp ağrısı çekmemiş olabilirler mi? Oysa en büyük acıdır o. Ne ilacı vardır ne de reçetesi. Bir yanarsınız, bir donarsınız. En kötüsü kalp ağrısıdır. Diğerleri gelir geçer en fazla bir kaç hafta.
Kalp hasta olunca bütün beden hasta olur.(bakınız: Hasta kalpler)
Kuran' da kaç yerde geçmektedir. Asıl hastalık işte budur. (eklenti yapılacak, ama şimdi değil)
Etiketler:
hasta kalpler
28 Aralık 2008 Pazar
Gitmeye niyetliyken,
Ankara' ya bir adım kala, kala kaldım. Bembeyaz olmuş Ankara, bense bu gün eşya, dolap toplayarak geçirdim.
zavallıcıklar- Amca biz taşınıcaz da acaba boş koliniz var mı?
amca- Şurdakiler işinize yararsa alın.
zavallıcıklar - Teşekkürler amca..
Taşınmak ne kadar zahmetli bir iş.
Peki ya alışmak. Yeni bir yeri benimseyebilmek. Sürekli okul, şehir, ev değiştirmeye alışkın olduğuma inanıyordum. Şimdi ise ne kadar zor geliyor. Bir yanım hala ikamet ediyor.Bir yanım avare geziyor.
İnsan nelere alışmıyor ki diyor, sessizliği bozan gerilerden bir ses.
zavallıcıklar- Amca biz taşınıcaz da acaba boş koliniz var mı?
amca- Şurdakiler işinize yararsa alın.
zavallıcıklar - Teşekkürler amca..
Taşınmak ne kadar zahmetli bir iş.
Peki ya alışmak. Yeni bir yeri benimseyebilmek. Sürekli okul, şehir, ev değiştirmeye alışkın olduğuma inanıyordum. Şimdi ise ne kadar zor geliyor. Bir yanım hala ikamet ediyor.Bir yanım avare geziyor.
İnsan nelere alışmıyor ki diyor, sessizliği bozan gerilerden bir ses.
Etiketler:
alışmak ve taşınmak
27 Aralık 2008 Cumartesi
Şeker Portakalı' na;
Çocukken, henüzün savaşın dünyada olduğunu öğrenmeden önce, Herkesin bizim gibi yaşadığını düşünürdüm; rahat ve huzurlu. O zamanlar dedem elime yapma küçük bir portakal ağacı verirdi. Portakalları kocaman ve canlı turuncu. Çok severdim. Zannederdim ki bütün dedeler, torunlarını avutmak için oyuncak ya da gerçek şekerli portakallar verip güzel masallar anlatıp öyle oyalar ve uyuturlar. Çocuktum.
Çok değil, bir kaç sene sonra anladım ki, çoğu şeyin "zan" etmemle kaldığını. Çocuklar gördüm daha hayatında hiç portakal yemeden ölen, savaştan kaçan, kaçamayan, ayakkabısı dahi olamayan, annesinin ölüsüne sarılan, elini, kolunu, gözünü...kaybeden, kaybetmeye alışan savaş çocuklarını gördüm. Temiz zannettiğim bu dünya ben büyüdükçe o kadar kirlendi ki; kirlilik bizlere kadar ulaştı. Öyle ki küfrü hakeden tuhaf bir alışkanlık var üzerimizde.Çoğunun tepkisi " aman, canım bunlar hep olan şeyler. Dünya da yaşıyoruz." oluyor.
Bu nasıl bir dünyaysa ben yaşamak is-te-mi-yor-um. Olan, biten, dökülen, kırılan ne varsa gözümde hafifledi. İnsanlar ölüyor. 225 kişi ÖLDÜ. Bir cümle, bu acıyı hiç mi anlatmaz? Bir haber spikeri duygularını bu kadar iyi mi saklar? Hayat buna rağman tüm akışıyla aynen mi devam eder? Birileri çıksın. ABARTIYORSUN desin. Eğer abartmıyorsam, Neden hala tepkisisiz.
Dua ediyorum. Ederken utanıyorum. Başım hep önde.
Anladım ki benim uyandığım o şeker portakalı masallarından hala uyanamayanlar var. Hala dedeleri, eşleri, dostları masal anlatıyor olmalı. Yoksa bu cinayete bu kadar sessiz kalmazdık. Şeker portakallı rüyalar; ölünce sona eriyor DOSTLAR...
Çok değil, bir kaç sene sonra anladım ki, çoğu şeyin "zan" etmemle kaldığını. Çocuklar gördüm daha hayatında hiç portakal yemeden ölen, savaştan kaçan, kaçamayan, ayakkabısı dahi olamayan, annesinin ölüsüne sarılan, elini, kolunu, gözünü...kaybeden, kaybetmeye alışan savaş çocuklarını gördüm. Temiz zannettiğim bu dünya ben büyüdükçe o kadar kirlendi ki; kirlilik bizlere kadar ulaştı. Öyle ki küfrü hakeden tuhaf bir alışkanlık var üzerimizde.Çoğunun tepkisi " aman, canım bunlar hep olan şeyler. Dünya da yaşıyoruz." oluyor.
Bu nasıl bir dünyaysa ben yaşamak is-te-mi-yor-um. Olan, biten, dökülen, kırılan ne varsa gözümde hafifledi. İnsanlar ölüyor. 225 kişi ÖLDÜ. Bir cümle, bu acıyı hiç mi anlatmaz? Bir haber spikeri duygularını bu kadar iyi mi saklar? Hayat buna rağman tüm akışıyla aynen mi devam eder? Birileri çıksın. ABARTIYORSUN desin. Eğer abartmıyorsam, Neden hala tepkisisiz.
Dua ediyorum. Ederken utanıyorum. Başım hep önde.
Anladım ki benim uyandığım o şeker portakalı masallarından hala uyanamayanlar var. Hala dedeleri, eşleri, dostları masal anlatıyor olmalı. Yoksa bu cinayete bu kadar sessiz kalmazdık. Şeker portakallı rüyalar; ölünce sona eriyor DOSTLAR...
Etiketler:
etiketim yok bilesin
BİRİ YANDI, ÖBÜRÜ OLDUĞU GİBİ KALDI
Kavgalı bir istilanın ceremesini toprak çekmesin diye bulut üstüne bindi. Temsilde işaret, ateşin alaşımları arındırması gibi, Habil'in de niyetini gayretin, özünü özetini, kabiliyetini tıynetini açık etti. Neticede mecazın gökten inen ateşi Kabil'in adak taşına bıraktığını değil de Habil'in adadığını yaktı. Yanma, seçilmenin işareti. Biri yandı öbürü olduğu gibi kaldı.
Âdem, oğullarını çekti ya, birini sağına aldı, Habil solunda kaldı. Kurban taşına neler bıraktınız diye sordu. Döndü, Kabil'in yüzüne baktı. Tuhaf bir hava vardı. Gökler başkalaşmıştı.
Kabil, ben diye başladı. Yeni bir metni açıklamak için bilindik bir cümleyi tekrarladı, kendisini tanımladı. Ben tarımla uğraşırım. Toprağa aidim, toprak ve onun üstünde yetişende bendimdir.
Konuşurken ellerine baktı. İki elini de bileğinin üzerine kelepçeledi, bağladı. Diline bir pürüz gelmiş, peltekleşmişti. Yine de devam etti:
bu yüzden kasemi meyvelerin en tazeleriyle doldurdum. Üzümler boğulduydu, incirler ağzı açık, narlar çoktan çatlamışlardı. Dökülmeleri an meselesi. Birçok zeytin dalı kopardım sonra. Dallar meyvelerin ağırlığından kendilerini tutamaz olmuşlardı, yere doğru sarkmışlardı. Ben koparmasam düştü düşeceklerdi neredeyse, o kadar dolmuşlardı. Kabımı adak taşının üzerine bıraktım. Yetinmedim. Tarlamdan başaklı bir demeti de yanlarına ekledim.
Uzun sözün kısası ölçtüm, biçtim, saydım, döktüm. Tarttım, dengeledim.
Benim olandan vazgeçtim.
Sustu. Ellerini bileklerinden çözdü. Dizlerinin üzerine bıraktı. Neredeyse bileklerin ateş taşacaktı.
Bu kadar mı dedi Âdem?
Kabil nabzında vuran atışa baktı.
Dedi bu kadar daha ne olsun?
O zaman soluna döndü Âdem:
Habil' e sen ne bıraktın kurban taşına:
- ben dedi hayvancılıkla uğraşırım. toprağın hiçbir yeri bana ait değildir. Geçer göçerim, kalmam, uğrar geçerim, kök salmam. Çünkü hiçbir yere ait değilim. Bilirim k
kalıcı değil geçiciyim, sahip değil misafirim. Sabit değil, iğretiyim.
En güzelini seçtim koyunlarımın. Gözleri en kara, tüyleri en parlak en parlak en beyaz, sırtı en kınalı olanı. Bana en içli bakanı an alışık olanı. En sevdiğim anlayacağın, hüznü içimi en çok oyacak olanı. Onu götürürken canım acıdı. Görmemek için gözlerinin üzerinden siyah bir bağ geçirdim. Elinden gelse kendi gözlerimi de bağlayacaktım, ama bildim ki canım acımazsa kurban, kurban olmazdı. Onu kurban taşının üzerine öyle bıraktım. Bu kadar mı dedi Âdem.
— Yok dedi Habil dahası var.
— Beyaz yüklü, kara gözlü koyunumu adak taşına sadece koyun olarak koymadım. Her bir şeyin karşılığı, inancımın ve korkumun ölçeğiydi o. Varlıklarımın cümlesi. Onun yerine adak taşına önce bütün bir sürüyü koydum. Seni koydum ey baba, içim yandı. Annemi koydum, içim daha çok yandı. Ama vazgeçmedim. Sevgilerin yekûnu Sidre, sidre'yi koydum. Sidre' yi koyunca zaten geriye ben bile kalmıyordum. Veremeyeceğim ne varsa teker teker değil, hepsini birden koydum. En sonda güzel gözlü koyunumun yerine adak taşına kendi başımı koydum
Koyacak başka bir şeyim olsa, onu da koyacaktım. Ama yoktu, daha fazlasını bulamadım. Öyle ağırdı ki feda ettiklerimin toplamı, kendimi bir tüy gibi hafif hissettim. Yüklerimin tümünü üzerimden attım devirdim. Bütün bir dünya ağırlığını gölge gibi hissettim.
Oğul, dedi Âdem, yorumunu son bir cümleyle aşikâr etti. Habil değerli hayvanına en değerlilerini yüklemişti de senin meyve tabağın sadece bir meyve tabağı, başaklı buğdayın sadece başaklı bir demetti.
Bir itiraz ateşi geldi Kabil'in benliğini sardı. O ateşle bağırdı:
— Karışıyor aşkım aşkıma, kıskançlığım kıskançlığıma. Gördüğüm güzel rüyaların hiçbirisi çıkmıyor da kötülerin çıkması sabaha bile kalmıyor. Hem Tanrı beni kapısından kovuyor, kurbanımı, adağımı kabul etmiyor. Hem de uğrunda ayartıldığımı benden alıyor. Ölürümde bırakmam.
Hiçbir şeyin onu durdurması mümkün değildi. Kalpten geçti, akıl aklı terk etmişti
Öfkeyle kalktı. Gitti. Baba ocağını, kara ocaktaki ateşi, ana eli değmiş ekmeyi terk etti.
Yol ayrımı. Sapak noktası. Dur, desen de dinlemez ki.
Nazan Bekiroğlu 'nun kitabından vurulduğum en can alıcı yer. Üç gündür düşünüyorum daha da ötesine geçemedim. Durdum düşündüm. Kalmamıştım ki yerimde öyle bir yere gittim ki, gittiğim bu yerde, benden öte her şey bir parçaydı. Öyle bir bütünün parçasıydı ki. Bütünü aklettim titredim adeta.
Herkese tavsiye ederim. Mutlaka okuyun "LA" uzun süredir bir kaitaptan bu kadar keyif almadım.
*Sidre; sevdiği kız:)
Âdem, oğullarını çekti ya, birini sağına aldı, Habil solunda kaldı. Kurban taşına neler bıraktınız diye sordu. Döndü, Kabil'in yüzüne baktı. Tuhaf bir hava vardı. Gökler başkalaşmıştı.
Kabil, ben diye başladı. Yeni bir metni açıklamak için bilindik bir cümleyi tekrarladı, kendisini tanımladı. Ben tarımla uğraşırım. Toprağa aidim, toprak ve onun üstünde yetişende bendimdir.
Konuşurken ellerine baktı. İki elini de bileğinin üzerine kelepçeledi, bağladı. Diline bir pürüz gelmiş, peltekleşmişti. Yine de devam etti:
bu yüzden kasemi meyvelerin en tazeleriyle doldurdum. Üzümler boğulduydu, incirler ağzı açık, narlar çoktan çatlamışlardı. Dökülmeleri an meselesi. Birçok zeytin dalı kopardım sonra. Dallar meyvelerin ağırlığından kendilerini tutamaz olmuşlardı, yere doğru sarkmışlardı. Ben koparmasam düştü düşeceklerdi neredeyse, o kadar dolmuşlardı. Kabımı adak taşının üzerine bıraktım. Yetinmedim. Tarlamdan başaklı bir demeti de yanlarına ekledim.
Uzun sözün kısası ölçtüm, biçtim, saydım, döktüm. Tarttım, dengeledim.
Benim olandan vazgeçtim.
Sustu. Ellerini bileklerinden çözdü. Dizlerinin üzerine bıraktı. Neredeyse bileklerin ateş taşacaktı.
Bu kadar mı dedi Âdem?
Kabil nabzında vuran atışa baktı.
Dedi bu kadar daha ne olsun?
O zaman soluna döndü Âdem:
Habil' e sen ne bıraktın kurban taşına:
- ben dedi hayvancılıkla uğraşırım. toprağın hiçbir yeri bana ait değildir. Geçer göçerim, kalmam, uğrar geçerim, kök salmam. Çünkü hiçbir yere ait değilim. Bilirim k
kalıcı değil geçiciyim, sahip değil misafirim. Sabit değil, iğretiyim.
En güzelini seçtim koyunlarımın. Gözleri en kara, tüyleri en parlak en parlak en beyaz, sırtı en kınalı olanı. Bana en içli bakanı an alışık olanı. En sevdiğim anlayacağın, hüznü içimi en çok oyacak olanı. Onu götürürken canım acıdı. Görmemek için gözlerinin üzerinden siyah bir bağ geçirdim. Elinden gelse kendi gözlerimi de bağlayacaktım, ama bildim ki canım acımazsa kurban, kurban olmazdı. Onu kurban taşının üzerine öyle bıraktım. Bu kadar mı dedi Âdem.
— Yok dedi Habil dahası var.
— Beyaz yüklü, kara gözlü koyunumu adak taşına sadece koyun olarak koymadım. Her bir şeyin karşılığı, inancımın ve korkumun ölçeğiydi o. Varlıklarımın cümlesi. Onun yerine adak taşına önce bütün bir sürüyü koydum. Seni koydum ey baba, içim yandı. Annemi koydum, içim daha çok yandı. Ama vazgeçmedim. Sevgilerin yekûnu Sidre, sidre'yi koydum. Sidre' yi koyunca zaten geriye ben bile kalmıyordum. Veremeyeceğim ne varsa teker teker değil, hepsini birden koydum. En sonda güzel gözlü koyunumun yerine adak taşına kendi başımı koydum
Koyacak başka bir şeyim olsa, onu da koyacaktım. Ama yoktu, daha fazlasını bulamadım. Öyle ağırdı ki feda ettiklerimin toplamı, kendimi bir tüy gibi hafif hissettim. Yüklerimin tümünü üzerimden attım devirdim. Bütün bir dünya ağırlığını gölge gibi hissettim.
Oğul, dedi Âdem, yorumunu son bir cümleyle aşikâr etti. Habil değerli hayvanına en değerlilerini yüklemişti de senin meyve tabağın sadece bir meyve tabağı, başaklı buğdayın sadece başaklı bir demetti.
Bir itiraz ateşi geldi Kabil'in benliğini sardı. O ateşle bağırdı:
— Karışıyor aşkım aşkıma, kıskançlığım kıskançlığıma. Gördüğüm güzel rüyaların hiçbirisi çıkmıyor da kötülerin çıkması sabaha bile kalmıyor. Hem Tanrı beni kapısından kovuyor, kurbanımı, adağımı kabul etmiyor. Hem de uğrunda ayartıldığımı benden alıyor. Ölürümde bırakmam.
Hiçbir şeyin onu durdurması mümkün değildi. Kalpten geçti, akıl aklı terk etmişti
Öfkeyle kalktı. Gitti. Baba ocağını, kara ocaktaki ateşi, ana eli değmiş ekmeyi terk etti.
Yol ayrımı. Sapak noktası. Dur, desen de dinlemez ki.
Nazan Bekiroğlu 'nun kitabından vurulduğum en can alıcı yer. Üç gündür düşünüyorum daha da ötesine geçemedim. Durdum düşündüm. Kalmamıştım ki yerimde öyle bir yere gittim ki, gittiğim bu yerde, benden öte her şey bir parçaydı. Öyle bir bütünün parçasıydı ki. Bütünü aklettim titredim adeta.
Herkese tavsiye ederim. Mutlaka okuyun "LA" uzun süredir bir kaitaptan bu kadar keyif almadım.
*Sidre; sevdiği kız:)
Etiketler:
adak taşı,
kurban,
nazan bekiroğlu
26 Aralık 2008 Cuma
Durdurun trafiği...
Ben hüsrana uğradım. Güzelce çıkmışım feyz-i gönül hanemdem. Üsküdar'a doğru. (abartmıyorum) 9 ÜD'e bindim, bindiğime pişman. Biiiir saat kırkkk beşşşş dakika.Taksiyle yirmi dakikalık yol neyse. Öyle bir yere geldik ki. Trafik, trafik...Yanımda iyiki kitap vardı da, okudum da biraz daha iyiydim. Hele bir an geldi ki sormayın. Herkes otobüsü terketmeye başladı. İnen inene. Beklemek ne kadar sıkıcı. Neyse bu sadece başlangıçtı. Dün gerçekten hüsrana uğradım. Soğuktan donmam çifte hüsran oldu. Ayağımı çarptım. Öyle acıyor ki. Çelik kapılar ne kadar zalim. Bundan da bahsetmek istiyorum. Yemek menüsünde kurufasulye ve pilav vardı:( Takip ettiğim site hacklenmiş.Saçma sapan rüyalarda cinayetler meydanda, depremler, hezeyanlar. Daha neler var da hatırlamak istemiyorum. Dün için seçilmiş olabilir miyim?
Etiketler:
hüsran
25 Aralık 2008 Perşembe
پريشان قلب
حياتي ده باين پريشان قلب را
استقامت ده باين مشوش عقل را
Perîşan kalbime hayat, karışmış aklıma istikâmet ver…
استقامت ده باين مشوش عقل را
Perîşan kalbime hayat, karışmış aklıma istikâmet ver…
Etiketler:
farsça,
mesnevi,
perişan kalbim
ARI! vız vız vız

Bir gün bir sinema solanunda filmin başlamasını bekleniliyor. Film Arı. sinema salonundan daha çok çocuklar var 4-6, İşte reklamlar bittikten sonra seslendirme yapanların isimleri geçiyor. işte ingilizcesi.... Türkçesi Cem Yılmaz. Bu sırada arkadan bir ses ciddi ciddi, yaşı da baya var. - Aaaa Cem yılmaz' da oynuyor, bana neden söylemediniz. demesin mi? Çocuklar hariç herkes gülmekten kırıldı.
Etiketler:
arı,
cem yılmaz
24 Aralık 2008 Çarşamba
23 Aralık 2008 Salı
KAR

İstanbul'u seyrediyorum. Tepelerinden birinden.Yahya kemal gibi.Gece, süzülüyor. Yalnızlığı delip geçen gemi sesleri. Hiçbir yer sakin değil. Gözlerim yoruluyor...
İstanbulda kar bekleniyormuş. Kar yüklü bulutlar da İstanbulu bekliyor öyleyse. Kar tanelerinin şekillerine bir kez daha hayran, üşüsem, üşüsem, üşüsem...
20 saat sonra yeniden yazıyorum. Gerçekten kar yağacak zannediyordum. Hatta bir arkadaş karı çok sevdiğimi bildiği için sabah mesaj atmış(kontorum yok, teşekkürler kuzu): "ufak bir kar tanesi deysin yanağına...İlk kar tanelerinin tadını çıkar, aç perdelerini hadi"
Şimdi lapa lapa yağıyordur. Belki de her her bembeyazdır diye hayal ediyorum. Ardından hayal kırıklığı...Karlar daha yere düşmeden eriyor. Kesinlikle kar değil değişik bir şey.
Geçmiş aklıma geldi. Önceden ne güzel kar yağardı, okullar kapanırdı. En güzel yanı zaten okulların kapanmasıydı. Hele ki sınav haftasıysa:)
Çocukluğumun şarkısı...Karlar düşer, düşer düşer ağlarım, hep ismini anarım
karlar duser - akrep nalan
Etiketler:
akrep nalan,
düş gibi çocukluğum,
kar,
karlar düşer
SÖYLE!
Bir yerlerde seninde hata yaptığını acı çektiğini söyle. Bu kadar gururun, kibrin aldatıcı olduğunu... İnce duyguları hissettiğini üzüldüğünü... Merhametli olduğunu...Gökyüzüne baktığında senin olmadığını, kaybedebileceğini... Elinin, kolunun, gözlerinin senin olmadığını...Şükredebildiğini...İnsanlara değerde verebildiğini...SÖYLE...
Firavunun, Allah' a kafa tutmasını seni tanıdıkça daha iyi anladım. SÖYLE, Firavun hayatta mı?
Dur, durdurabil kendini...O seni durdurmadan.
Firavunun, Allah' a kafa tutmasını seni tanıdıkça daha iyi anladım. SÖYLE, Firavun hayatta mı?
Dur, durdurabil kendini...O seni durdurmadan.
Etiketler:
acı bir hatıra üzerine
Ben de LOLA'lık alametler var!

Lola, küçük yaşına rağmen hayatın normal seyrine kafa tutmaya çalışır. İyi anlatıyorum çünkü ona biraz benziyorum. Mesela Lola asla ama asla domates yemez. Bezelye, lahana, havuç... Uykusu yoksa yatağa girmek istemez. Hastaysa çok nazlı olur. İşte dedim ki ben de sanki, biraz benziyorum. Ben de Bakla ,kuru fasulye, pilav, kırmızı et, incir, kestane... Ha ha bu kadar fazla olduğunu hiç farketmemiştim. Daha aklıma gelmeyenler de var üstelik. Bekletilmeyi de bekletmeyi de sevmem. Yerini bildiğim bir şeyin yerinin değiştirilmesinden hiç hoşlanmam. Bir yere ilk kez gitmeyi hiç sevmiyorum. Yeniden doğsam kestaneye ve incire şans verirdim:)
22 Aralık 2008 Pazartesi
Ramen ve Tekrarlar

uzun bir aradan sonra iki gündür üst üste ramen yiyorum hem de çubuklarımla. Tavsiye ederim. Yine kore usulü. Bu gün the village filmini yine izlemek zorunda kaldım. Hiç tahammülüm yoktur aynı sahneleri film de yada hayatta yaşamaktan. Herşey bir kere kendine özel olmalı. İkinci şansı vermemem sabrımın olmamasından da olabilir. Bir arkadaşım vardı dershanedeyken, o kadar çok kendisini tekrar ediyordu ki. Gerçekten sabırlıymış bir kaç baskı aynı cümlerler dinlemek zorunda kaldım. şimdi bir şey desem kırılacak. Zamanla farkettim belki de onu bu şekilde hatırlamam biraz da benim hatam, demeliydim ona. Sıkıldığımı söylemeliydim. sonra zaten tekrar edilen olaylara tepkim arttı. bir haberi başka bir kanalda tekrar izlemek beni çileden çıkarıyor. Bazen de hissettiklerimi bir başka insandan duymak. Böyle oldukça iyice uyumsuz oluyorum sanırım. Et tekrarı ahsen velev kane yüz seksen, bu ayrı, nasihatler de asla, çünkü her an bir yol göstericiye ihtiyacımız var. o kadar çaylağız ki hayat karşısında...Nerden nereye, the village yine konuşturdun beni. neyse selametle kalın.
Etiketler:
ramen,
tekrarlar,
the village
Başka bir yer!
Siz bu satırları okurken ben çok uzaklarda olucam sonra yeniden gelicem. Kürkçü dükkanı ama bir gün yeni bir yer beni sahiplendiğinde buraya tekrar dönmeyeceğim. Başka bir yer diyeceğim başka bir yeri seveceğim, alışacağım. Zaman işte hep böyle olmuyor mu? Şimdi ise herşeyin daha iyi olacağını umut ediyorum. ÇARE "sizsiniz" Bende kaçıyorum herkese hayırlı geceler.
20 Aralık 2008 Cumartesi
18 Aralık 2008 Perşembe
AYNALAR

Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik;
İşte yakalandık, kelepçelendik!
Çıktınız umulmaz anda karsıma,
Başımın tokmağı indi başıma.
Suratımda her suç bir ayrı imza,
Benmişim kendime en büyük ceza!
Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme!
Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!
Nur topu günlerin kanına girdim.
Kutsi emaneti yedim, bitirdim.
Doğmaz güneşlere bağlandı vade;
Dişlerinde, köpek nefsin, irade.
Günah, günah, hasat yerinde demet;
Merhamet, sucumdan aşkın merhamet!
Olur mu, dünyaya indirsem kepenk:
Gözyaşı döksem, Nuh tufanına denk?
Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.
Bakamam, aynada, aynada vicdan;
Beni beklemeyin, o bir hevesti;
Gelemem, aynalar yolumu kesti.
NECİP FAZIL KISAKÜREK
Etiketler:
ayna
Adı : KADIN

Bakıyordu ama aslında görmüyordu. O kadar derine dalıyordu ki. Kaybolup gitmişti içinde. Kadın yamuk tülbentini düzeltemedi, elleri titriyordu. Soğuktu hava, yaklaştım belki bir yer sorar, yardım ederim. İşte merak ettim halini.Kadının eli çatlaklarla dolu. Anladım ki nemlendirici yüzü görmemiş bu kadar uzaktan gelmiş hem de bir amaç uğruna. Elimi uzattım çekinerek. Elime baktı, yakıştıramadı ellerini, ellerime. Kadın kaldırıma yakışmıyordu. Beraberce hiç konuşmadan yürüdük.Kafamda tonlarca yerin adresi gelip gidiyordu. nereye götürebilirdim, bu üşüyen kadına. Her yer çok uzak, her yer soğuk. O esnada ikindi ezanı değil miydi bizi çağıran. doğru gittik camiye. Isındı kadın. Gözleri de ısındı, başladı ağlamaya. Kelimeler yoktu söyleyebileceğim. Sadece başını okşayabildim. Başladı anlatmaya, başladı başlamasına ama anlamıyordum ya.Kadın gürcüstandan geliyordu. Oğlunun istanbulda olduğunu öğrenmiş. Nerden nasıl aramaya başlayacağını bilmeden çıkmış yola, kaybolmuş. Ah be kadın diyorum içimden. Kskoca istanbul ne cesaret. Ben bunları geçirirken içimden kadın yüreğinden oğlum diyordu. Anne olmadığımdan anlamak zor. Ellerini açıp dua ediyordu.Dudakları kıpır kıpırdı.Elime bir kağıt uzattı; Mahar 0555.....neyse aradım, konuştular, ağladı kadın, yeri tarif ettim. Kadın o kadar yabancılamış ki. Sesi duyar duymaz nasıl sevindi anlatamam. Neyse biraz bir şey yedikten sonra Mahar amca geldi, eşyalarını aldı. Kadın çok sevindi. Veda etme zamanıydı. Ben hayatımda böyle bir veda görmedim. Kırk yıllık dostumdan ayrılıyormuşum gibi geldi. Beni omzumdan, çekmeme rağmen ellerimden öptü.Uzun bir süre hissettim onu. Gitmesi gerekiyordu ama canımı acıttı gidişi...sonra gözden kayboldu. Anneydi kadın, dertliydi. Herkese yabancıydı ama benim için yabancı değildi. Adını bile bilmiyordum. Adı kadındı.
Etiketler:
gürcü
17 Aralık 2008 Çarşamba
ELLERİMİZİN BÜYÜK BOŞLUĞU
Burası dünya ve biz artık çok sıkıldık
Alıp başımızı sana gelmek istiyoruz
Sana gelmek Sana gelmek, orada kalmak istiyoruz
Çok unuttuk hatırlamak istiyoruz
Başımızın okşanmasını,gözyaşımızın silinmesini,
kolumuza girilmesini istiyoruz
MEVLANA İDRİS
Alıp başımızı sana gelmek istiyoruz
Sana gelmek Sana gelmek, orada kalmak istiyoruz
Çok unuttuk hatırlamak istiyoruz
Başımızın okşanmasını,gözyaşımızın silinmesini,
kolumuza girilmesini istiyoruz
MEVLANA İDRİS
LA

Yeni bir kitaba başladım ismi "LA" Nazan Bekiroğlu kaleminden...bazen cevabını bulamadığınız derinde ki sorulara cevap ararsınız... hani cevaplar gelirse herşey yerli yerine oturacaktır ya işte öyle bir kitap.
Bir gün Sabâ Melikesi Belkıs’tan, Âdem’le Havva’nın hikâyesini anlamanın bütün bir insanlığın da hikâyesini anlamak manasına geldiğini öğrendim. İnsanın bütün halleri Âdem’de gizliydi ve bütün macera onun hikâyesinde özetlenmişti. Bu cümleyi yıllarca içimde gezdirdim de bir türlü kalemi elime alamadım, anlatmaya kalkışamadım Ne zaman ki, kalmaiçin değil uğrayıp geçmek için kadem bastığımız, kök attığımız değil kısa bir gölge saldığımız şu dünyada bir cennet sürgünüyle yazgılandığımı anladım ve Kelimeler Kitabı-çift isimler sahifesinde, Âdem’le Havva’nın yanına bir de Habil’le Kabil’i ekledim. O zaman anladım anlatma zamanının geldiğini. Hikâyenin ismi düştü dilime bir gece: LÂ. İLLÂ, dedim. Bir ömür boyu aradığım hece harfinin LÂ olduğunu bildim
Etiketler:
la,
nazan bekiroğlu
16 Aralık 2008 Salı
sil gitsin:)
sil baştan başlamak lazım bazen
hayatı sıfırlamak,
sil baştan sevmek gerek bazen
herşeyi unutmak
hayatı sıfırlamak,
sil baştan sevmek gerek bazen
herşeyi unutmak
|
BAŞSAĞLIĞI
Beklemediğim bir anda gerçekleşen bu acı için Allah'tan rahmet diler. Dualarımızla yalnız bırakmayacağımızı bildirmek isterim.
Etiketler:
taziye
4 Aralık 2008 Perşembe
Eskişehir yolcusu kalmasın!

Vefalı evlat dediğin her bayram ailesini görmeye gider...Ailesini sık sık arar, hal hatır sorar. İşine gelmediği zaman telefonlara cevap vermez, karşılığında azarlanılır. Vefalı evlat dediğimiz aslında ailesini çok özler.
Eskişehir de olmama saatler var. Şimdiden bayramınızı tebrik ederim. Rabbim kazasız belasız gidiş, gelişler nasip etsin. Tüm sevdiklerimize kavuşalım bu bayram:)
3 Aralık 2008 Çarşamba
DONUK AŞK
Yine akşam oldu,
Yalnızlık omuzlarıma çivisini çaktı yine,
Uzaklık aynı gerçi,
Heryerdeyken olan uzaklığın pek değişmedi,
Yine akşam oldu orda olduğu gibi,
Görebiliyorum seni burdan da,
Aynısıydı ordayken de,
Uzaklıktan korkmuyorum belki de,
Orada da aynıydı uzaklık gerçi
Donuklaşmış oldu artık bu,
Bir o kadar da hüzünlü romanlar gibi,
Galiba ben baştan kaybetmişim,
Belki de ben baştan kazanmışım, insanlık kaybetmiş...
Sezai Karakoç
Yalnızlık omuzlarıma çivisini çaktı yine,
Uzaklık aynı gerçi,
Heryerdeyken olan uzaklığın pek değişmedi,
Yine akşam oldu orda olduğu gibi,
Görebiliyorum seni burdan da,
Aynısıydı ordayken de,
Uzaklıktan korkmuyorum belki de,
Orada da aynıydı uzaklık gerçi
Donuklaşmış oldu artık bu,
Bir o kadar da hüzünlü romanlar gibi,
Galiba ben baştan kaybetmişim,
Belki de ben baştan kazanmışım, insanlık kaybetmiş...
Sezai Karakoç
Etiketler:
Sezai karakoç
GÜLÜMSE
Durmadan kurulup dağılan bu yerde
Hiç bir dost arama.
Güvenilir bir sığınak, hiç! ..
Bırak acı yüreğinde konaklasın
Olmaza çare arama...
Kimse sana gülmeden sen acıya
gülümse,
Yaşamana bak!
Ömer Hayyam
Hiç bir dost arama.
Güvenilir bir sığınak, hiç! ..
Bırak acı yüreğinde konaklasın
Olmaza çare arama...
Kimse sana gülmeden sen acıya
gülümse,
Yaşamana bak!
Ömer Hayyam
Etiketler:
Ömer Hayyam
Melekler ve Uçurtmam
Meleklere doğru uçuyor uçurtmalarım
Bir uçurtmam bin kanat
Yardığı sonsuzlukta dört bin melek
uçurtmam sönüyor bin kanat
uçurtmamı unutuyor dört bin melek
Bir uçurtmam bin kanat
Yardığı sonsuzlukta dört bin melek
uçurtmam sönüyor bin kanat
uçurtmamı unutuyor dört bin melek
Etiketler:
melek
2 Aralık 2008 Salı
Anahtarlar nerde?
Türk insanı gezer, hiç dışarıya çıkmıyor gibi gözükenler bile evde çok fazla duramaz. Bizim genetik, hava alma ihtiyacımız var. Yaşlısı, hastası, çoluğu, çocuğu dışarıya parka falan çıkmaya, yeşillik görmeye meraklıyız. Evde kös kös oturanlar istisna...
İstanbul da özellikle bizim ikamet ettiğimiz yerde yeşil alan pek nadir. Bende internetten yeşil alanları ziyaret ediyorum:) Benim gibi evde, internette takılıp hayatı kaçıranlar içinde henüz geç değil, hayat bir adım dışarda diyorum. Gelelim asıl konuya... Türk milleti gezer, burada hem fikiriz sanırım. Geziyoruz ama biz gezerken eve gelmek zorunda olanlar için ise her zaman çözüm vardır.Anahtarı koymak için hep bir yer vardır. Kapıda kalmazsınız çünkü;
- Paspasın altına, çiçek saksısının arkasına, ayakkabı içine , kapının üst kesimine , su tesisatına, bazen komşuya....vs. Konulacak hep bir anahtar vardır ve hep bir yer vardır. Dikkat etmeyi de ihmal etmeyin.
İstanbul da özellikle bizim ikamet ettiğimiz yerde yeşil alan pek nadir. Bende internetten yeşil alanları ziyaret ediyorum:) Benim gibi evde, internette takılıp hayatı kaçıranlar içinde henüz geç değil, hayat bir adım dışarda diyorum. Gelelim asıl konuya... Türk milleti gezer, burada hem fikiriz sanırım. Geziyoruz ama biz gezerken eve gelmek zorunda olanlar için ise her zaman çözüm vardır.Anahtarı koymak için hep bir yer vardır. Kapıda kalmazsınız çünkü;
- Paspasın altına, çiçek saksısının arkasına, ayakkabı içine , kapının üst kesimine , su tesisatına, bazen komşuya....vs. Konulacak hep bir anahtar vardır ve hep bir yer vardır. Dikkat etmeyi de ihmal etmeyin.
...
Pembe UÇURTMAlar yolladığından beri
sarardı tiryaki menekşeleri
sonbaharın tozlu kafeslerinde
sevgi turnaları yakalıyorum
turnalar gidiyor ben kalıyorum
N. GENÇ
sarardı tiryaki menekşeleri
sonbaharın tozlu kafeslerinde
sevgi turnaları yakalıyorum
turnalar gidiyor ben kalıyorum
N. GENÇ
Etiketler:
N.GENÇ,
uçurtmalar
Yollar...

Elinde ki yeşil valizi hafifçe mermer kaldırıma bıraktı. Beyaz şapkasını çıkarıp etrafına baktı, gerçekten soğuktu...Yolculuk için güzel bir gündü. İnsan en çok üşüdüğü zaman sıcak bir yer hasreti çeker ya. sıcak bir yuva hasreti çektiiçten içe...Gelen geçenlerin o bakışlarını hiç farketmedi bile. Son dakikalarını geçirdiği şu yerde ne çok anısı vardı. "Dünya da en acınası insan hiç hatırası olmayanlardır" derler ya onun en güzel anıları buradaydı ama gitmek bir yandan belki de canını yakıyor. Yine gittiğini düşünmeyerek havayı ciğerlerine kadar çekti. Kar ne güzel dans ediyordu gökyüzünde, sanki bir kar küresinin içindeydi. Salladıkça karlar yükseliyordu. Ağlamanın neresi yanlıştı ki...göz yaşları içine sığmıyordu, çıkmak hevesliydiler. Üşütüyordu yanağına düşen damlalar. Son anonslardı, vakit gelmişti, belki son dakika da bir şey olur da gitmez diye beklediyse de, onu durduran hiç bir emmare yoktu. yeşil valizini aldı, adımları her ne kadar geriye geriye gitsede olması gerekenin izindeydi. Omuzlarının hafiflediğini hissetti, hafifce yolculuk uykusuna daldı...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

